
İzmir’in Sessiz Çığlığı – Küllerinden Doğan Şehir, yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin, inançların ve yaşam biçimlerinin yan yana var olduğu kadim bir liman kentinin, tarihsel bir kırılma anında nasıl susturulduğunu ele alan bir araştırma çalışmasıdır. İzmir, Batı’nın gerçekçiliği ile Doğu’nun hayal gücünü, çan sesleriyle ezanları, farklı dillerin melodileriyle gündelik hayatın seslerini aynı mekânda buluşturan eşsiz bir ortak yaşam alanıydı.
Bu zenginlik, milliyetçiliğin sertleştiği dönemlerde en kırılgan noktaya dönüştü. Bu kitapta, ideolojik kalıplarla sadeleştirilen ve tek boyuta indirgenen anlatıların ötesine geçilerek; belgeler, tanıklıklar ve mimari izler üzerinden İzmir’in belleği yeniden okunmaktadır. 1922’de yaşanan büyük yangın, yalnızca evleri ve sokakları değil; dilleri, ezgileri, anıları ve birlikte yaşama ihtimalini de yok etmiştir. Çalışma, bu yıkımı yalnızca fiziksel bir felaket olarak değil, çok katmanlı bir kültürel ve toplumsal kopuş olarak ele alır.
İzmir 1922, geçmişi sahiplenmenin aynı zamanda geleceği de sahiplenmek olduğu fikrinden hareket eder. Kentin belleğinin ne tek bir milletin mülkü ne de siyasal hesapların aracı olduğu savunulur. Bu topraklarda yüzyıllar boyunca yaşamış tüm insanların bıraktığı izler, İzmir’in gerçek tarihini oluşturur. Kitap, tarih yazımında tutan ellerin değil; kuran, yaşatan ve birlikte var eden ellerin hikâyesini görünür kılmayı amaçlar. Bugünün İzmir’i, yangının külleri üzerinde yükselmiş bir şehir olarak hem acıyı hem direnci içinde taşımaktadır. Yenilenen kapılar, değişen sokak adları ve dönüşen mekânlara rağmen, rüzgâr estikçe kentin sessiz çığlığı hâlâ duyulabilmektedir. Bu çalışma, o çığlığın izini sürmek isteyenler için bir bellek çağrısıdır.

