Aklı nasıl özgürleştireceğiz?
Bu soru, ilk bakışta kolay gibi görünse de insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektirdiği için son derece zordur.

Bir düşünür bu soruya şöyle yanıt verir: Aklın özgürlüğü, daha önce doğru kabul edilen her şeyin sorgulanmasıyla mümkündür. Zihin, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde inanç kalıntılarından arındırıldığında, aklın ışığı insanı doğruya ulaştırabilir. Aydınlanma düşüncesine göre aklın gücü; gelenek, otorite, önyargı ve duyguların askıya alınmasıyla ortaya çıkar. Zihni yanıltan yanlış fikirler ve idoller, aklı sistematik hatalara sürükler. Bu nedenle aklın sağlıklı işlemesi, dışsal otoritelerin ve sorgulanmayan kabullerin reddine bağlıdır.

Immanuel Kant ise aklın başkaları tarafından değil, ancak insanın kendisi tarafından özgürleştirilebileceğini söyler. Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu erişkin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu durum, aklın yetersizliğinden değil; onu kullanma cesareti ve kararlılığının eksikliğinden kaynaklanır.

Latince “Sapere aude!” yani “Kendi aklını kullanma cesaretini göster!” sözü, Aydınlanmanın temel ilkesidir.

Özgürlükten söz ediyorsak, onun karşısına tutsaklık kavramını koymamız gerekir. Aklı tutsak eden unsurlar şunlardır: tutkular, dogmalar, putlar, ön yargılar, ideolojik saplantılar, batıl inançlar, gelenekler, toplumsal ahlak kalıpları, hırslar ve medya yoluyla üretilen algılar.

Tutku

Tutku, ölçüyü aşan güçlü bir istek halidir. İnsan, tutkularının esiri olduğu ölçüde acı çeker. Çünkü tutkuyla bağlanılan her şey geçicidir ve çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

Dogma

Dogma, sorgulanmaksızın doğru kabul edilen düşüncedir. Dogmatik düşünce, aklı durağanlaştırır ve onu gelişime kapatır.

Put

Put yalnızca dışsal bir nesne değildir; insanın zihninde de var olabilir. Güç, otorite ve para gibi kavramlar, mutlaklaştırıldığında zihinsel putlara dönüşür ve insanın özgür düşünmesini engeller.

Ön Yargı

Ön yargı, deneyime dayanmayan peşin hükümdür. Aklın en sinsi tutsaklık biçimlerinden biridir; çünkü çoğu zaman fark edilmez.

İdeolojik Saplantı

İdeolojiler, sorgulanmadan benimsendiğinde aklın prangasına dönüşür. Bir ideolojiye körü körüne bağlanan kişi, onun dışına çıkmaktan korkar. Böylece düşünce özgürlüğü yerini zihinsel konfora bırakır.

Aklın özgürlüğü, hiçbir düşünceyi mutlaklaştırmamaktan geçer. Tarih boyunca en yüce
inançların bile zamanla batıl yorumlarla yozlaştırıldığı görülmüştür. Bu nedenle insan, kendisini hiçbir kurum, ideoloji veya düşünceyi son ve kesin hakikat olarak kabul etmeye mecbur hissetmemelidir.

Gerçeğe ulaşmanın yolu, zihinsel berraklıktan geçer. Korku, kaygı ve içsel karmaşa içinde yapılan arayış sonuçsuzdur. Ancak sadeleşmiş, özgürleşmiş bir akıl; hakikati aramaya da gerektiğinde bedel ödemeye de cesaret edebilir.

Sonuç olarak; aklımızı dogmalardan, batıl inançlardan, tutkuların esaretinden ve
alışkanlıkların zincirinden
kurtarabildiğimiz ölçüde gerçek özgürlüğe yaklaşırız.
Ve belki de ancak o zaman, insanın hem kendisiyle hem de Tanrı’yla kurduğu ilişki sahici bir anlam kazanır.